Parayı bankada faize koymak: Bu koşullarda hatalı

http://www.tuik.gov.tr/hb/14/kapak/30866_img_1_14_10.06.2019-1528966516.jpg

Yukarıdaki grafik devletin istatistik kurumu TÜİK’e ait. Çeşitli yatırım araçlarının enflasyon karşısında Mayıs ayında sağladığı getiriyi gösteriyor. Banka faizi üretici fiyatları enflasyonu karşısında reel olarak kaybettirmiş. Tüketici enflasyonu karşısında ise yüzde 0.69 kazandırmış.

Ama unutmayalım: TÜİK’in enflasyonu temel ihtiyaç maddelerini, ekmeği, soğanı baz alıyor. Çünkü halk bu ürünleri daha çok tüketiyor. Oysa orta sınıfın enflasyonu çok daha yüksek. Çünkü eğitime, kitaba, ithal ürünlere çok daha fazla zam geldi. Yani eğer asgari ücretin üzerinde gelire sahipseniz bankaya yatıracağınız paranın kazanacağı faiz, sizin enflasyonundan daha az.

Peki bankalar neden bu kadar düşük faiz veriyor?

Rivayet muhtelif. Kuvvetli şüphe, bankalara düşük faizin iktidar tarafından dikte ettirildiği yönünde. Amaç, kredi faizlerinin de düşük kalmasını sağlamak. “Faiz düşerse ekonomi canlanır” kafasının bir sonucu…

Bu ideolojik bir bakış. Ve bu ideolojik bakış sürdükçe bankaların mevduata tatminkar faiz vermesi mümkün değil. “Dolarizasyonun”, yani halkın bankadaki TL parasını dolara çevirmesinin nedeni bu.

Çünkü yukarıdaki grafikte görüldüğü gibi dolar çok açık bir şekilde banka faizinden daha çok kazandırıyor.

Keza altın ve euro da.

Bu koşullarda insanlara “Kazandığınız parayı bankada TL faizine koyun” demek saçmalık olur. Desek bile kimse inanmaz…

Bankalar bunun farkında olmalı ki, son dönemde “Enflasyon üzerinde getiri garantili hesap” diye bir kavram çıkardılar. Bu tuhaf kavram ve işe yarayıp yaramadığını başka bir yazıda inceledik: http://barissoydan.com/2019/06/21/10-bin-tlsi-olan-enflasyona-korumali-hesap-acabilir/

İlaç şirketlerinin partilerine, gezilerine katılan doktorlara güvenebilir miyiz?

İlaç şirketlerinin gezilerinde, partilerinde eğlenen doktorların iş reçete yazmaya gelince tarafsız ve bağımsız davranacağına güvenebilir miyiz?

Türk Tabipleri Birliği Hekim-Endüstri İlişkileri Kılavuzu’na göre,

Hekimler şirketlerden, sinema, tiyatro, spor karşılaşması, konser gibi etkinliklere ait bilet kabul etmemelidir.

Hekimler, şirketlerce düzenlenen ya da maliyeti şirketlerce karşılanan, gezi, parti, yemek, doğum günü gibi etkinliklere katılmamalı, kendisine ait bir etkinliğin giderini şirketlerden almamalıdır.

Hekimler, kazanç amacı güden kuruluşlarca düzenlenen sürekli tıp eğitimlerine katılımları için kayıt ücreti dışında, ulaşım, konaklama ve kişisel harcamalarının bedelini şirketlere karşılatarak katılmaktan kaçınmalıdırlar. Eğitime katıldıkları sürenin ya da bu süredeki olası gelir kaybının bedeli olarak bir ücret istememeli ya da kabul etmemelidir. Bu türden eğitimlerde ancak, öğün yemeklerinin desteklenmesi kabul edilebilir.

Hekimler ilaç üreticisi kuruluşların düzenlediği toplantılarda eğitici düzeyinde bilgili olmadığı konularda konuşmacı olmayı kabul etmemelidir. Konuşmacı olduğunda, harcadıkları zaman ve hizmeti karşılayacak bir ücret ile ulaşım ve konaklama giderleri dışında bir bedeli reddetmelidir.

Hekimler şirketlerin bir ilacın reçeteye yazılmasını ya da bir tıbbi teknolojinin satışını artırmak amacıyla düzenlediği tanıtıcı programlarda konuşmacı olmayı kabul etmemelidir.

Hekimler şirketlerin düzenlediği tanıtım toplantılarında, katılımı artırmak amacıyla yapılan konuşma dışı ağırlamaların olağan bir yemekten daha lüks olduğunu gördüklerinde konuşma yapmayı kabul etmemelidir.

“Nispeten” en temiz 15 sebze-meyve

Amerika merkezli Çevre Çalışma Grubu’nun (Environmental Working Group) araştırmasına göre organik olmayan meyve ve sebzelerin yüzde 70’inde tarım ilacı kalıntısı mevcut olduğunu daha önce duyurmuştuk. Aynı kuruluşun araştırmasında en az tarım ilacı bulunan sebze-meyveler de belirlenmiş:

  1. Avokado
  2. Tatlı mısır
  3. Ananas
  4. Lahana
  5. Soğan
  6. Donmuş bezelye
  7. Papaya
  8. Kuşkonmaz
  9. Mango
  10. Patlıcan
  11. Balsıra
  12. Kivi
  13. Kavun
  14. Karnabahar
  15. Brokoli

En çok tarım ilacı bulunan 12 sebze-meyve

Amerika merkezli Çevre Çalışma Grubu’nun (Environmental Working Group) araştırmasına göre organik olmayan meyve ve sebzelerin yüzde 70’inde tarım ilacı kalıntısı mevcut. Kuruluş Amerika’da yaptığı araştırmada 230 farklı tarım ilacının kalıntısını bulmuş.
Çileklerde 20 farklı tarım ilacı kalıntısına rastlanmış. Ispanakta, ağırlığına göre diğer meyve ve sebzelerin iki katı fazla oranda tarım ilacı kalıntısı bulunmuş.
En çok tarım ilacı bulunan 12 sebze ve meyve şöyle:

  1. Çilek
  2. Ispanak
  3. Nektarin
  4. Elma
  5. Üzüm
  6. Şeftali
  7. Kiraz
  8. Erik
  9. Domates
  10. Kereviz
  11. Patates
  12. Dolmalık biber

Kaynak:

https://time.com/5234787/dirty-dozen-pesticides/

Rusya’nın zararlı diye reddettiği ürünleri kim yiyor?

T24 yazısı…

Hepsi bu yılın haberleri…

  • “Rusya, 51 ton güveli domatesi iade etti”
  • “Kayısı sezonu da iade ile açıldı”
  • “Rusya Türk çileklerini yine reddetti: ‘Tarım haşeresi var”
  • “Rusya, Türkiye’den giden 25 ton mandalinayı geri çevirdi”
  • “20 ton çilek ve kayısı Rusya’ya sokulmadı”

İnsan haliyle merak ediyor, acaba Rusya’nın reddettiği ürünlere Türkiye’ye döndükten sonra ne oluyor? Ambalajları açılmadan doğrudan çöpe mi atılıyorlar? Yoksa Türkiye’nin halk sağlığı kriterleri Rusya’dan farklı olduğu gerekçesiyle iç pazara mı veriliyorlar?

İyi niyetli davranalım ve çöpü boyluyorlar, diyelim. Peki. Öyleyse başka bir soru: Rusya’nın reddettiği ürünlerle aynı serada, aynı koşullarda yetiştirilen ama ihraç edilmek yerine yerli tüketiciye satılmak üzere kamyonlara yüklenen sebzelere, meyvelere ne oluyor?

Bir kuruluş: Rosselhoznadzor. Açılımı: Rus Tarım Ürünleri Denetim Ajansı. Rusya’nın geri çevirdiği ürünlerle ilgili haberleri okuya okuya ismini ezberledik. Peki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yediği meyve sebzeyi denetleyen kurumun adını biliyor musunuz?

Cevap: Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü. Yani bizde de Rosselhoznadzor gibi bir kuruluş var. Güzel.

Peki neden hep Rosselhoznadzor’un gümrükten çevirdiği ürünlerle ilgili haberleri okuyoruz da Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü’nün İstanbul veya diğer şehirlere girmesine izin vermediği sebze ve meyvelerle ilgili herhangi bir haber okumuyoruz? Öyle ya, Rusya’ya giden çileğin, domatesin, kayısının çok daha fazlası İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e gitmiyor mu? Bilgi: Türkiye’de üretilen meyve sebzenin çok küçük bir kısmı ihraç ediliyor. (Yaklaşık yüzde 5.) Geri kalanı iç pazarda tüketiliyor.

Yine iyi niyetli hareket edelim ve gerekli denetimlerin yapıldığını ama yerli üreticileri incitmemek için sonuçların kamuoyuna açıklanmadığını varsayalım. İyi de, Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü’nün vatandaşı rahatlatmak için isim vermeden de olsa, vatandaşları rahatlatmak için, yapılan denetimlerin sonuçlarına ilişkin bilgi vermesi gerekmez mi?

Daha açık sorayım: “Batı çiçek tripsi haşeresi” nedeniyle (Çileklerin Rusya’dan dönmesine yol açan haşere) Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından şehirlere girmesi engellenen çileklerin toplam ağırlığı kaç ton mesela?

Yoksa Ruslar kimilerinin söylediği gibi denetim işini abartıyor mu? Gümrükten çevrilen ürünlerin önemli bir kısmının aslında sağlığa bir zararı yok mu?

Böyleyse Türkiye ile Rusya’nın kriterleri arasındaki farklılığın sebebi nedir? Rus tüketicisinin canı can da, bizimki patlıcan mı?

Tabii aynı soruları marketlere, hallere, pazarlara da sormak lazım: Sattığınız sebze-meyveleri hangi kriterlere göre denetliyorsunuz?

İnternette yaptığım kısa bir araştırmada her gün milyonlarca insanın alışveriş yaptığı market zincirlerinin denetim politikalarına ilişkin dair şu bilgileri buldum:

  • Migros: “Migros Dağıtım Merkezlerinde”, kalite kontrol laboratuvarları mevcut. Meyve sebzeler buralarda kontrol ediliyor.
  • BİM: Resmi ve özel laboratuarlar ve gerektiğinde uluslararası yurt dışı laboratuarlar ile çalışıyor.
  • Şok: Sertifikalı laboratuarlar, dağıtım merkezlerine gelen ürünleri denetliyor.
  • A 101: İnternet sitesinde bilgi bulamadım.

Bilgiler sınırlı. İnsan biraz daha detay görmek istiyor.

  • Tam olarak kaç laboratuardan söz ediyoruz? Ve sözü edilen bu laboratuarların coğrafi yaygınlığı nedir? Yani Türkiye’nin dört bir bölgesindeki tüm vatandaşlar gıda denetimi konusunda aynı güvenceye sahip mi?
  • Bu laboratuarlarda kaç kişi çalışıyor?

Bir de tabii hormonlu ürünler meselesi var. Migros’un gıda ürünlerinde hormon analizi yapmaya başladığı, geçtiğimiz yıllarda “Türkiye’de bir ilk” bilgisiyle medyaya yansımıştı.  Diğerlerinin bu konuda ne yaptığı konusunda yeterli bilgimiz yok.

Türkiye’de üretilen gıdaların sağlığı meselesi tuhaf biçimde iyiye değil kötüye gidiyor. Rusya Tarım Ürünleri Denetim Ajansı Rosselhoznador Türkiye’den gelen meyve ve sebzelerin bitki sağlığı kalitesinin giderek düştüğünü ve bu durumdan endişe duyduklarını duyurdu bu yıl.

Asıl soru kaynamasın: Sahiden, Rusya’nın geri gönderdiği ürünlere ne oluyor?