“İyi tarım”la üretilen üzümde tarım ilacı kullanmak

İyi tarım” sertifikasına sahip olmak, ürünün kimyasal, fiziksel, mikrobiyolojik kalıntılar içermediği, çevreyi kirletmeden ve doğal dengeye zarar vermeden üretildiği anlamına geliyor. Ya da anlamına gelmesi gerekiyor. Bakalım, Uşak’ta “iyi tarım”la üretilen üzümlerde neler varmış…

Süleyman Demirel Üniversitesi’nden Erdal Zengin ile Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nden İsmail Karaca, 2017 yılında Uşak’ta farklı bağlardan 51 ayrı üzüm örneği toplamışlar. 

Sonuç: Üzümlerin yüzde 55’inde ilaç kalıntısı bulunmuş. Ama neyse ki, bulunan ilaç kalıntıları Türk Gıda Kodeksi’nin izin verdiği sınırlar içindeymiş.

Güzel. Güzel de, “İyi tarım” bunun neresinde? Böcek ilacı, “iyi tarım” ürünlerinde ne arıyor? (Zengin ve Karaca, üzümlerde 13 farklı pestisit tespit etmiş.)

Antalya’daki tarım bölgeleri çevresinde tarım ilacı kalıntısı

Antalya’daki çiftçiler kırmızı örümcek, beyazsinek, yaprak biti, trips ve yeşil kurt gibi “zararlı”lardan çok dertli. Bu zararlılarla mücadeleye yarayan tarım ilaçları bu bölgede fazlaca kullanılıyor.

Aksaray Üniversitesi’nden Hasan Koçyiğit ve Firdevs Sinanoğlu, Alanya ve çevresinin en önemli su kaynağı olan Alara Çayı’nda pestisit kalıntısı aramışlar. Bu amaçla Alara Çayı üzerinde 4 adet numune alma noktası belirlenmiş. Bu noktalardan yağışlı ve kurak mevsimleri temsil edecek şekilde numuneler alınmış. Alınan numunelerde 110 çeşit pestisitin kalıntı seviyesi araştırılmış.

Sonuç: Alara Çayı’nda birçok yasaklı zirai ilaç kalıntısı bulunmuş.

Rapordan birkaç teknik cümle: “İnsektisit türü (Böcek ilacı. BS) olan ve klorlu hidro karbonlar sınıfında yer alan Endosülfan Alfa ve Endosülfan Sülfat parametreleri maksimum izin verilebilir çevresel kalite standardı değerinden yüksektir. İnsektisit türü (Böcek ilacı. BS) olan Cypermethrin değerleri de izin verilebilir çevresel kalite standardı değerinden yüksektir.

Deltamethrin, Metribuzin ve Dicofol, maksimum izin verilebilir çevresel kalite standardı listesinde yoktur. İnsektisit türü (Böcek ilacı. BS) olan ve klorlu hidrokarbonlar sınıfında yer alan Endosülfan Alfa, Parathion-methyl, Permethrin 1 ve Cypermethrinile Fungusit (Mantar ilacı. BS) türü olan Penconazolemaksimum izin verilebilir çevresel kalite standardı değerinden yüksektir.”

Bununla birlikte Koçyiğit ve Sinanoğlu iyimser bir yorum yapıyor: “Yasaklı olduğu halde bu aktif maddelerin varlığı eskiye dayalı bir kirliliği akla getirmektedir.”

Araştırmanın özeti:

Günümüzde sanayileşmenin ve teknolojinin gelişmesi hayatı kolaylaştırırken diğer taraftan çevre kirliliği sebebiyle kullanılabilir su kaynaklarının azalmasına sebep olmaktadır. Sanayileşmenin ve teknolojinin en önemli çevre kirleticilerden biri de tarımsal amaçlı kullanılan pestisitlerdir. Modern tarımın vazgeçilmezi olan pestisitler endüstriyel, evsel vb. olmak üzere birçok alanda kullanılmaktadırlar. Bu çalışmada Alanya ve çevresinin en önemli su kaynağı olan Alara Çayı sularında pestisit kalıntısının araştırılması amaçlanmıştır. Yöredeki tarım faaliyetlerinin yoğunluğu pestisit kalıntısının araştırılması açısından oldukça önemlidir. Bu amaçla Alara Çayı üzerinde 4 adet numune alma noktası belirlenmiştir. Bu noktalardan yağışlı ve kurak mevsimleri temsil edecek şekilde numuneler alınmıştır. Alınan numunelerde 110 çeşit pestisitin kalıntı seviyesi araştırılmıştır. Bu pestisitlerin seçilmesinde bölgede yetiştirilen yaş sebze ve meyvelerin ihracatında istenen parametreler, Yerüstü Su Kalitesi Yönetmeliği Tablo-4 ve Tablo-5 dikkate alınarak belirlenmiştir. Alınan numuneler Quechers Metoduna göre ekstrakte edilip, LC-MSMS ve GC-MS cihazlarına enjeksiyon işlemi yapılarak analiz edilmiştir. Analiz çalışmalarında Tespit ve Tayin Limitleri ile Geri Kazanım çalışmaları yapılmıştır. Tespit Limitleri (LOD) 0,23 ile 9,67 ppb arasında değişmektedir. Analiz sonuçlarına göre tespit edilen pestisit değerlerinin Tayin Limitlerinden düşük olduğu gözlemlenmiştir.

Sonuç bölümü:

Bu çalışma, yaş sebze ve meyve yetiştirilmesinde önemli yeri olan Alanya’da bulunan Alara Çayı sularında pestisit kalıntısının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Alara Çayı’nda fiziksel parametrelerden olan sıcaklık, pH, EC ve ÇO parametreleri, “Yerüstü Su Kalitesi Yönetmeliği” Tablo-2, Tablo-4 ve Tablo-5’e göre kıyaslandığında “Çok İyi Su” sınıfına girmektedir. “Kıta içi su kaynaklarının sınıflarına göre kalite kriterleri” ile karşılaştırıldığında ise 1. sınıf su kalitesine girmektedir. 4 farklı numune alma noktasında ve farklı 3 dönemde alınan su örnekleri ile yapılan pestisit analizlerinde nisan ve haziran aylarında şubat ayına göre pestisit çeşitliliğinin ve konsantrasyonunun arttığı tespit edilmiştir. Şubat ayında sadece Herbisit ve İnsektisit’e rastlanırken, nisan ve haziran aylarında Akarisit, İnsektisit, Herbisit ve Fungusit türlerine de rastlanmıştır. Bunun nedeni olarak sebze ve meyve için tarımsal ilaçlamanın bu aylarda yapılmasının etkisi olduğu düşünülmektedir.

Arjantin’de yüzey sularında pestisit kalıntısının araştırılmasına yönelik bir çalışmada en çok tespit edilen pestisitler Atrazin, Tebuconazole, Dietiltoluamid kimyasallarıdır (De Gerónimo vd. 2014). Bu çalışmada da en çok Endosülfan, Metribuzin, Permethrin, Malathion tespit edilmiştir. Başka bir çalışmada Sidney ve çevresindeki birkaç nehirden alınan su örneklerinde Acetamiprid, Clothianidin, İmidacloprid, Thiacloprid, Thiamethoxam araştırması yapılmıştır. Elde edilen sonuçların maksimum ve minimum değerleri µg/L olarak sırasıyla 0,37-0,02; 0,12-0,02; 4,56-0,05; 1,37-0,02; 0,2-0,04 olarak verilmiştir (Sánchez-Bayo ve Hyne 2013). Araştırması yapılan pestisitlerden Acetamiprid, İmidacloprid, Thiamethoxam bu çalışmada da yer almış fakat tespit edilememiştir.

Yasaklı aktif maddelerin bulunması ise yasaklı olduğu halde bu aktif maddelerin varlığı eskiye dayalı bir kirliliği akla getirmektedir. Yasaklı olmadığı dönemlerde kullanılmasıyla sediment ve toprakta birikim yapmış olabilirler. Yağmur suyu ile de taşınarak Alara Çayı’na taşınımı söz konusu olabilir. Tarımın yoğun olduğu alanlarda yer altı suları ile yüzeysel sulardaki pestisit kalıntısının karşılaştırılmasının yapıldığı bir çalışmada, yer altı sularında Endosülfan Alfa 0,78 µg/L; Chlorpyrifos 0,25 µg/L; Parathion-methyl 0,09 µg/L bulunurken, yüzeysel sularda Endosülfan Alfa ve Beta 0,42 µg/L; Dichlorvos 0,25 µg/L; Parathion-methyl 0,42 µg/L bulunmuştur. Sonuç olarak yüzey suyunun yer altı suyundan daha kirli olduğu tespit edilmiştir (Lari vd. 2014). Bizim çalışmamızda olduğu gibi yasaklı pestisitlere burada da rastlanmıştır.

Alanya’daki çiftçi ve zirai ilaç satan firmalarla yapılan görüşmelerde belirtildiği üzere Alanya’da en çok mücadele edilen zararlılar kırmızı örümcek, beyazsinek, yaprak biti, trips ve yeşil kurttur. Dolayısıyla bu zararlılarla mücadelede kullanılan pestisitler bu bölgede fazlaca kullanılmaktadır. İmidacloprid, Cypermethrin, Pyriproxyfen, Chlorpyrifos, Malathion, Dimethoate, Deltamethrin, Acetamiprid, Abamectin, Spirotetramat kimyasalları, satışı çok yapılan zirai ilaçların aktif maddeleridir. Abamectin ve Spirotetramat dışındaki maddelerin hepsi bu çalışmada araştırılmıştır. Bu maddelerden; Cypermethrin 1,98 ile 13,37 µg/L; Deltamethrin 1,32 ile 1,52 µg/L; Malathion 1,47 ile 2,72 µg/L arasında değişmektedir.

Yapılan başka bir çalışmada sudaki pestisit kalıntılarının belirlenmesi için Quechers metodu modifiye edilerek valide edilmiştir. Bu çalışma için Malathion, Chlorpyrifos, Profenofos, Pyriproxyfen, Lambda- cyhalothrin, cypermethrinalpha aktif maddeleri seçilmiştir. Validasyon çalışmaları sonucunda LOD 0,28 ile 3,23 µg/L; LOQ 0,95 ile 10,78 µg/L arasında çıkmıştır (AbdelGhani ve Hanafi 2016). Bu değerler bizim çalışmamızda LOD 0,23 ile 9,67µg/L; LOQ ise bakılan pestisitlerin %90’ında 10 µg/L çıkmıştır. %10’luk bir kısmın LOQ değerleri 10 µg/L’den büyüktür. Analizlerde kullanılan Quechers metodunun ölçüm limitleri, eser maddelerin tayini için yüksek kalmaktadır. Dolayısıyla Quechers metodunun, pestisit yoğunluğu fazla olan numunelerde uygulanması daha sağlıklı olacaktır.

Pestisit kalıntısının varlığının araştırıldığı bu çalışmadan anlaşıldığı üzere tespit edilen bazı pestisitlerin konsantrasyonları her ne kadar tayin limitlerinin altında kalsa da Alara Çayı’nda pestisit kalıntısının varlığından söz edilebilmektedir. Sediment ve toprakta da pestisit taraması yapılırsa daha gerçekçi ve belirleyici bir sonuç elde edilebilecektir.

Manisa’da satılan asma yapraklarında tarım ilacı var mı?

Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Gözde Türköz Bakırcı, Ezgi Çınar ve Senem Karakaya, Manisa’da bulunan halka açık satış alanlarından aldıkları 232 asma yaprağında, 318 farklı tarım ilacının kalıntısı olup olmadığını araştırmışlar.

Sonuç: Seksen beş (%36.6) numunede pestisit (tarım ilacı) kalıntısına rastlanmış. 52 numunede (%22.4) izin verilerinin üzerinde tarım ilacı etken maddesi tespit edilmiş.

Araştırmanın sonucunu araştırmacıların kendi cümleleriyle özetleyelim: “Sonuçlar, asma yapraklarında pestisit kalıntısının yüksek oranda tespit edildiğini göstermektedir.”

Araştırmanın özeti:

Bu çalışmada, 2017 yılında Manisa ilinde bulunan halka açık satış alanlarından temin edilen 232 asma yaprağı (Vitis vinifera)örneğinde 318pestisit kalıntısı, sıvı kromatografisi-tandem kütle spektrometresi (LC-MS/MS) ile QuEChERSyöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, Türk Gıda Kodeksi (TGK) Pestisit Maksimum Kalıntı Limitlerine (MRL) göre değerlendirilmiştir. Seksen beş (%36.6) numunede pestisit kalıntısına rastlanmış olup toplam 52 numunede (%22.4) TGK MRL’lerin üzerinde pestisit etken maddesi tespit edilmiştir. Analiz edilen asma yaprağı örneklerinde 318 pestisit etken maddesinden, 42 farklı pestisit ve 210 farklı sonuç elde edilmiş olup bu sonuçların 92 ‘sinin ise MRL değerlerinin üzerinde olduğu belirlenmiştir. Analiz edilen asma yapraklarında en çok rastlanan etken maddenin metalaxyl, TGK MRL değerleri üzerinde çıkan etken maddenin ise azoxystrobin olduğu çalışmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Sonuçlar, asma yapraklarında pestisit kalıntısının yüksek oranda tespit edildiğini göstermektedir.

Sonuç bölümü:

Bu çalışmadaki sonuçlar incelendiğinde, asma yapraklarındaki pestisit kalıntı seviyelerinin yüksek olduğu görülmüştür. Ülkemizde asma yaprağı üretimi üzüm yetiştiriciliği ile birlikte gerçekleştirilmektedir. Bu sebeptendir ki zirai ilaçlamanın üzüme yönelik planlanması bu bağlardan toplanan yapraklarda da kalıntı sorununa neden olmaktadır. Sofralık üzüm yetiştiriciliğinde ihracat ile birlikte sıkça gündeme gelen bu sorunun, asma yapraklarında da ortaya çıkmasıkalıntı probleminin önemli boyutta olduğunu göstermektedir.

Asma yaprağı üreticilerinin zararlılara karşı uyguladıkları yöntemleri gözden geçirmesi ve bilinçli uygulamalar yapması hem ürün kalitesi hem de insan sağlığı için büyük önem arz etmektedir. Bu aşamada aynı bağda
yaprak ve üzüm yetiştiriciliği birlikte yapılıyorsa ilaç uygulama stratejisi her iki ürününde kalıntı düzeyi düşünülerek belirlenmelidir. Bağ aşamasında gereken tüm kontroller sağlandıktan sonra son ürün kalıntı analizleri yaptırılarak ürünün kalıntı düzeyinin belirlenen maksimum kalıntı limitlerinin altında olup olmadığı, risk taşıyıp taşımadığı kontrol edilmelidir. Asma yaprağının piyasada satışını gerçekleştiren firmaların bu konuda hassasiyet göstermesi ve tüm riskleri ortadan kaldırdıktan sonra ürünü piyasaya sunmaları gerekmektedir

Kalıntı sorunu bağda bilinçli yapılan uygulamalar, hasat sonrası ve ürün satışı öncesi kontroller ile birlikte devletin alacağı önleyici politikalar sayesinde önlenebilecektir.

İzmir pazarlarında ne satılıyor?

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi öğretim üyeleri Tutku Kaya ve Atilla Levent Tuna, İzmir’deki 3 pazardan, Buca, Bornova ve Karşıyaka halk pazarlarından rastgele 42 adet meyve ve sebze alıp analiz etmişler. Bu yıl yayınlanan araştırmadan bir iyi bir de kötü haber var.

Kötü haber: İzmir’deki halk pazarlarında satılan portakal ve limonda yüksek değerlerde böcek ilacı tespit edilmiş. Asma yaprağında da çok yüksek değerlerde mantar ilacı bulunmuş.

İyi haber: Diğer numunelerdeki tarım ilacı değerleri limit düzeylerin altında.

Araştırmanın özeti:

Bu çalışmada;İzmir ili Buca, Bornova ve Karşıyaka halk pazarlarından rastgele toplanan toplam 42 adet meyve vesebze [Asma yaprağı (Vitis vinifera), çilek (Fragaria ananassa), domates (Solanum lycopersicum), kiraz (Prunus avium), şeftali (Prunus persica), kabak (Cucurbita pepo), patlıcan (Solanum melongena), hıyar (Cucumis sativus), üzüm (Vitis vinifera), biber (Capsicum annuum), patates (Solanum tuberosum), portakal (Citrus sinensis), nar (Punica granatum) velimon (Citrus limon)] örneğinde yaygın olarak bulunan pestisit kalıntı düzeyleri araştırılmıştır. Numuneler; QuEChERS yöntemi ile ekstrakte edilmiş, LC-MS/MS ve GC/MS cihazlarında pestisit etken maddeleri belirlenmiştir. Analiz sonuçlarına göre; bulunan kalıntı miktarları Türk Gıda Kodeksi ve Avrupa Birliği maksimum kalıntı miktarı (Maximum residue levels, MRL)’na göre değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, asma yaprağında bir fungisit türevi olan boscalid ve dimethomorph çok yüksek değerlerde çıkarken, myclobutanil ve penconazole sınır değere yakın çıkmıştır. Portakalda birinsektisit olan fenvalarate ve esfenvalarate türevleri yüksek değerlerde çıkmıştır. Limonda ise insektisit olan chlorpyrifos, cypermethrin ve pyriproxyfen türevleri yüksek değerlerde gözlenip, fenvalarate ve esfenvalarate türevleri ise sınır değerlereyakın bulunmuştur. Diğer numunelerde pestisit değerleri limit düzeylerin altında kalmış, hatta gözlenmemiştir. İncelenen 42 örneğin 35 adedinde limit düzeylerin üzerinde pestisit kalıntısı bulunmamıştır.

Dev markalar Türkiye’ye düşük besin değerli ürünler mi getiriyor?

İddia MHP Kırıkkale Milletvekili Halil Öztürk’e ait. Sözcü’de yer alan habere göre Öztürk, uluslararası gıda firmalarının Türkiye’ye gönderdikleri bazı ürünlerde, malzemeden çaldıklarını iddia ediyor.

Öztürk’e göre Türkiye’de en çok satışa sahip dondurma firmalarından biri, İngiltere’de sattığı ürünlerde yüzde 13 oranında süt kullanırken, Türkiye’ye gönderdiği dondurmalarda ise yüzde 1 oranında süt kullandı. İngiltere’de satılan aynı üründe meyve püresi oranı yüzde 11 olurken, Türkiye’de satılan üründe ise bu oran yüzde 0.4 çıktı.

Buğday ve mısır gevreği şeklinde satılan bir başka ürünü de örnek gösteren Öztürk, “Avrupa’da satılanda D vitamini bulunurken özellikle gelişim çağındaki çocuklarımızın tükettiği bizdeki bu üründe D vitamini yok. Sağlık Bakanlığı ve Tarım Bakanlığı bu konuda daha dikkatli davranılmalı. Uluslararası firmaların ürünleri bir kez daha denetlenip, Avrupa’da satılan ürünlerle eş değer hâle getirilmesi sağlanmalı, gerekirse yasal düzenleme yapılmalı” diye konuştu.

Barissoydan.com olarak bu haberi doğrulayamadığımız için şimdilik bir iddia olarak vermekle yetiniyoruz.

Haberin tamamı: https://www.sozcu.com.tr/2019/ekonomi/avrupadan-turkiyeye-gida-kazigi-sutsuz-dondurma-5189233/

Doritos cipslerdeki katkı maddelerinin analizi

Marketlerde birçok geleneksel lezzeti arayıp da bulamazken koca bir reyonun cipslere ayrıldığını görmek şaşırtıcı oluyor. Tabii belirli bir yaşın üzerindekiler için! Zira cipsler, çoçukların en sevdiği yiyeceklerin başında geliyor.

Cipslerin içinde ne var? Çocuklarımızın paket paket götürmesine gönül rahatlığıyla izin verebilir miyiz?

Bu soruya gözü kapalı evet demek mümkün değil. İki yıl önce okul kantinlerinde kızartma, cips, çikolata, gofret, şeker, kek ve tatlandırıcılı içecek gibi ürünlerin satılması, “Okullarda Obezite ile Mücadelede, Yeterli ve Dengeli Beslenme ve Düzenli Fiziksel Aktivite Alışkanlığının Kazandırılması” programı kapsamında yasaklandı. Cipslerden herhalde sağlık fışkırmıyor.

Çocuklar Doritos’u neden bu kadar çok seviyor? Hatta biraz ileri giderek söyleyelim Doritos neden bağımlılık yapıyor?

Amerikalı gıda bilimcisi Steven Witherly, “İnsanlar neden aburcubur sever?’’ Adlı kitabında bu soruya şöyle yanıt veriyor:

  1. Üzerinde kırmızı tozda lezzetin temel kaynakları tuz ve şeker yoğun biçimde bulunur. Ayrıca içinde MSG, disodium inosinate ve disodium guanylate gibi lezzet artırıcılar bulunur. Sarımsak ve peyniri de ekleyelim.
  2. Kırmızı tozda aynı zamanda asitler vardır. (Laktik asit, sitrik asit, yayıkaltı suyu.) Bu asitler tükürük salgılanmasını tetikler. Bunun kendisi başlıbaşına keyiflidir ve yenilen her şeyin daha lezzetli hissedilmesini sağlar.
  3. Beynimiz sert ama hemen eriyen bir şeyi ısırmaktan ayrı bir zevk alır. Gıdanın ağzınızda hemen kaybolması beyninizi daha fazla istemeye iter.
  4. Beynimiz yağı seviyor. Alınan kalorilerin yarısının yağdan gelmesi özellikle tercih sebebi. Doritos’larda ideal yağ oranı var: 70/140. Bir cips tanesinin yüzde 30’u yağdan oluşuyor.
  5. İnsan beyninin pişirilmiş gıdaları daha çok sevdiği de düşünülüyor. Doritos, yağda pişirilmiş mısırla tam aradığımız şey.
  6. Peynir lezzetli bir şeydir. Peynir, sindirim sırasında sindirimi yavaşlatan ve yağ alımını stimüle eden ve hatta narkotik etkisi yapan Casomorphin maddesinin salgılanmasına yol açar.
  7. Sarımsak, soğan ve peynir gibi lezzetler, özellikle yağla birlikte olduğunda ve özellike tükürükle karıştığında ve ağızda ısındığında beyni deli eder. (???Flavors like garlic, onions, and cheese spread fast, particularly when they’re found in fat calories, and especially when mixed with saliva and warmed up in the mouth. This conditions your brain to crave the food and can incite cravings in anyone in the room.)
  8. Parmak yalamak güzeldir: Steven Witherly’ye göre parmaktaki gıda maddeleri 5-6 kat daha yoğundur. Parmağınızı yaladığınızda beyninizde zevk patlaması olur.

Peki ama Doritos ve benzeri cipsler zararlılar mı? Veya ne kadar zararlılar?

Bu soruya yanıt vermek için önce en çok tüketilen cips markalarından biri olan Doritos’un içinde hangi katkı maddelerinin yer aldığına bakalım.

Bunun için Fransa’da kurulan “Open Food Facts” (Açık Gıda Gerçekleri) sitesinin yurtdışında yaptığı analizden yararlanacağız. Open Food Facts, Doritos cipslerinde 46 farklı katkı maddesi bulmuş. Analizin orjinal kaynağı şurada: https://world.openfoodfacts.org/brand/doritos/additives

Doritos’lardaki katkı maddelerine geçmeden tekrarlayalım: Bu maddeler, yurtdışında yapılan analizlerde bulunanlar.

Ama Avrupa Biriği’nin gıda katkıları konusunda çok sıkı kurallarının olduğunu, Open Food Facts’ın incelediklerinin bu kurallara uygun olarak üretildiklerini belirtelim.

Aşağıdaki tabloda yer alan katkı maddelerinin isimleri ve risk seviyeleri, Open Food Facts’ın incelemesinden alınmıştır. Neden riskli olduklarına ilişkin bilgileri ise ben, güvenilir kaynaklara dayanarak hazırladım.

Katkı maddesiÜrün sayısıRisk düzeyiNedir?Riskleri
E621 – Monosodium glutamate59Orta risk
E330 – Citric acid58Düşük risk
E160c – Paprika extract35Düşük risk
E262 – Sodium acetates29
E270 – Lactic acid29
E160b – Annatto27
E296 – Malic acid26
E262ii – Sodium diacetate20
E627 – Disodium guanylate17
E631 – Disodium inosinate16
E129 – Allura red ac15
E635 – Disodium 5′-ribonucleotide14
E102 – Tartrazin11Yüksek riskYiyecek ve içeceklere sarı renk vermek için yararlanılan katkı maddesi.Başta astım hastaları olmak üzere alerjik ve intolerans reaksiyonlarına yol açabilir. İngiltere’deki Southhampton Üniversitesi, çocuklarda hiperaktiviteye yol açabileceğini bulmuştur. AB’de paketlerin üzerine çocukların davranışlarında değişikliğe yol açabileceğini yazmak zorunludur.
E150 – Caramel10
E162 – Beetroot red8
E14XX – Modified Starch8
E110 – Sunset yellow FCF7
E150a – Plain caramel5
E262i – Sodium acetate5
E133 – Brilliant blue FCF4Düşük risk
E339 – Sodium phosphates3
E260 – Acetic acid3
E340 – Potassium phosphates2
E150d – Sulphite ammonia caramel2Yüksek riskKaramel rengini veren gıda boyası. Biradan çikilotaya kadar birçok üründe kullanılır. AB’de serbest. Kaliforniya, bir cinsin içinde bulunan maddelerin kansere neden olabileceğinin belirtilmesini zorunlu tutuyor. Ayrıca gıda alerjisi olanların uzak durması gerek.
E132 – Indigotine2
E339ii – Disodium phosphate2
E415 – Xanthan gum1Düşük risk
E414 – Acacia gum1Düşük risk
E297 – Fumaric acid1
E340ii – Dipotassium phosphate1
E320 – Butylated hydroxyanisole (bha)1
E100 – Curcumin1Düşük risk
E236 – Formic acid1
E551 – Silicon dioxide1Orta risk
E171 – Titanium dioxide1Orta risk
E341 – Calcium phosphates1
N° – No1
E960 – Steviol glycosides1
E421 – Mannitol1
E321 – Butylated hydroxytoluene (bht)1
E351 – Potassium malate1
E202 – Potassium sorbate1
E951 – Aspartame1
E319 – Tertiary-butylhydroquinone (tbhq)1
E508 – Potassium chloride1
E122 – Azorubine1

“Nispeten” en temiz 15 sebze-meyve

Amerika merkezli Çevre Çalışma Grubu’nun (Environmental Working Group) araştırmasına göre organik olmayan meyve ve sebzelerin yüzde 70’inde tarım ilacı kalıntısı mevcut olduğunu daha önce duyurmuştuk. Aynı kuruluşun araştırmasında en az tarım ilacı bulunan sebze-meyveler de belirlenmiş:

  1. Avokado
  2. Tatlı mısır
  3. Ananas
  4. Lahana
  5. Soğan
  6. Donmuş bezelye
  7. Papaya
  8. Kuşkonmaz
  9. Mango
  10. Patlıcan
  11. Balsıra
  12. Kivi
  13. Kavun
  14. Karnabahar
  15. Brokoli

En çok tarım ilacı bulunan 12 sebze-meyve

Amerika merkezli Çevre Çalışma Grubu’nun (Environmental Working Group) araştırmasına göre organik olmayan meyve ve sebzelerin yüzde 70’inde tarım ilacı kalıntısı mevcut. Kuruluş Amerika’da yaptığı araştırmada 230 farklı tarım ilacının kalıntısını bulmuş.
Çileklerde 20 farklı tarım ilacı kalıntısına rastlanmış. Ispanakta, ağırlığına göre diğer meyve ve sebzelerin iki katı fazla oranda tarım ilacı kalıntısı bulunmuş.
En çok tarım ilacı bulunan 12 sebze ve meyve şöyle:

  1. Çilek
  2. Ispanak
  3. Nektarin
  4. Elma
  5. Üzüm
  6. Şeftali
  7. Kiraz
  8. Erik
  9. Domates
  10. Kereviz
  11. Patates
  12. Dolmalık biber

Kaynak:

https://time.com/5234787/dirty-dozen-pesticides/

Rusya’nın zararlı diye reddettiği ürünleri kim yiyor?

T24 yazısı…

Hepsi bu yılın haberleri…

  • “Rusya, 51 ton güveli domatesi iade etti”
  • “Kayısı sezonu da iade ile açıldı”
  • “Rusya Türk çileklerini yine reddetti: ‘Tarım haşeresi var”
  • “Rusya, Türkiye’den giden 25 ton mandalinayı geri çevirdi”
  • “20 ton çilek ve kayısı Rusya’ya sokulmadı”

İnsan haliyle merak ediyor, acaba Rusya’nın reddettiği ürünlere Türkiye’ye döndükten sonra ne oluyor? Ambalajları açılmadan doğrudan çöpe mi atılıyorlar? Yoksa Türkiye’nin halk sağlığı kriterleri Rusya’dan farklı olduğu gerekçesiyle iç pazara mı veriliyorlar?

İyi niyetli davranalım ve çöpü boyluyorlar, diyelim. Peki. Öyleyse başka bir soru: Rusya’nın reddettiği ürünlerle aynı serada, aynı koşullarda yetiştirilen ama ihraç edilmek yerine yerli tüketiciye satılmak üzere kamyonlara yüklenen sebzelere, meyvelere ne oluyor?

Bir kuruluş: Rosselhoznadzor. Açılımı: Rus Tarım Ürünleri Denetim Ajansı. Rusya’nın geri çevirdiği ürünlerle ilgili haberleri okuya okuya ismini ezberledik. Peki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yediği meyve sebzeyi denetleyen kurumun adını biliyor musunuz?

Cevap: Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü. Yani bizde de Rosselhoznadzor gibi bir kuruluş var. Güzel.

Peki neden hep Rosselhoznadzor’un gümrükten çevirdiği ürünlerle ilgili haberleri okuyoruz da Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü’nün İstanbul veya diğer şehirlere girmesine izin vermediği sebze ve meyvelerle ilgili herhangi bir haber okumuyoruz? Öyle ya, Rusya’ya giden çileğin, domatesin, kayısının çok daha fazlası İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e gitmiyor mu? Bilgi: Türkiye’de üretilen meyve sebzenin çok küçük bir kısmı ihraç ediliyor. (Yaklaşık yüzde 5.) Geri kalanı iç pazarda tüketiliyor.

Yine iyi niyetli hareket edelim ve gerekli denetimlerin yapıldığını ama yerli üreticileri incitmemek için sonuçların kamuoyuna açıklanmadığını varsayalım. İyi de, Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü’nün vatandaşı rahatlatmak için isim vermeden de olsa, vatandaşları rahatlatmak için, yapılan denetimlerin sonuçlarına ilişkin bilgi vermesi gerekmez mi?

Daha açık sorayım: “Batı çiçek tripsi haşeresi” nedeniyle (Çileklerin Rusya’dan dönmesine yol açan haşere) Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından şehirlere girmesi engellenen çileklerin toplam ağırlığı kaç ton mesela?

Yoksa Ruslar kimilerinin söylediği gibi denetim işini abartıyor mu? Gümrükten çevrilen ürünlerin önemli bir kısmının aslında sağlığa bir zararı yok mu?

Böyleyse Türkiye ile Rusya’nın kriterleri arasındaki farklılığın sebebi nedir? Rus tüketicisinin canı can da, bizimki patlıcan mı?

Tabii aynı soruları marketlere, hallere, pazarlara da sormak lazım: Sattığınız sebze-meyveleri hangi kriterlere göre denetliyorsunuz?

İnternette yaptığım kısa bir araştırmada her gün milyonlarca insanın alışveriş yaptığı market zincirlerinin denetim politikalarına ilişkin dair şu bilgileri buldum:

  • Migros: “Migros Dağıtım Merkezlerinde”, kalite kontrol laboratuvarları mevcut. Meyve sebzeler buralarda kontrol ediliyor.
  • BİM: Resmi ve özel laboratuarlar ve gerektiğinde uluslararası yurt dışı laboratuarlar ile çalışıyor.
  • Şok: Sertifikalı laboratuarlar, dağıtım merkezlerine gelen ürünleri denetliyor.
  • A 101: İnternet sitesinde bilgi bulamadım.

Bilgiler sınırlı. İnsan biraz daha detay görmek istiyor.

  • Tam olarak kaç laboratuardan söz ediyoruz? Ve sözü edilen bu laboratuarların coğrafi yaygınlığı nedir? Yani Türkiye’nin dört bir bölgesindeki tüm vatandaşlar gıda denetimi konusunda aynı güvenceye sahip mi?
  • Bu laboratuarlarda kaç kişi çalışıyor?

Bir de tabii hormonlu ürünler meselesi var. Migros’un gıda ürünlerinde hormon analizi yapmaya başladığı, geçtiğimiz yıllarda “Türkiye’de bir ilk” bilgisiyle medyaya yansımıştı.  Diğerlerinin bu konuda ne yaptığı konusunda yeterli bilgimiz yok.

Türkiye’de üretilen gıdaların sağlığı meselesi tuhaf biçimde iyiye değil kötüye gidiyor. Rusya Tarım Ürünleri Denetim Ajansı Rosselhoznador Türkiye’den gelen meyve ve sebzelerin bitki sağlığı kalitesinin giderek düştüğünü ve bu durumdan endişe duyduklarını duyurdu bu yıl.

Asıl soru kaynamasın: Sahiden, Rusya’nın geri gönderdiği ürünlere ne oluyor?